24 Ağustos 2010
Oyunun Kuralı - Wikileaks, basın özgürlüğü ve bilgi edinme hakkı
17 Mayıs 2010
Oyunun Kuralı - İnovasyonun değişen coğrafyası
09 Nisan 2010
Oyunun Kuralı - Politikasızlık ve “yönetişim fobisi”
16 Kasım 2009
Oyunun Kuralı - Kriz alfabesi: “U” mu, “W” mi, “L” mi?
Bu krizin gelecekte hangi harfle anılacağı değil önemli olan. Krizden çıkışın teknoloji, inovasyon, yönetişim ve işbirliğinde olduğunun farkına varmak önemli.
Şu sıralar “U”cularla “W”ciler arasında kavga var. Krizden yavaş ve istikrarlı bir çıkış içinde olduğumuzu savunan “U”cularla, krizin çift dipli olacağına inanan “W”ciler..
Para pazarında maliyetlerin düşmesi, kurumsal fonların daralması sonucunda girişim sermayesinin yükselişe geçmesi; ABD ve İngiltere’de emlak sektörünün stabilize olması ve fiyatların yükselmesi; küresel ticaretin hızlanması; Brezilya, Rusya, Hindistan ve Çin’de büyüme tahminlerinin yüksek çıkması gibi veriler, ekonomik (sıkı)yönetişim reformlarının devamı koşuluyla, OECD’nin krizden çıkış beklentisini öne çekmesine neden oldu (OECD Economic Outlook Interim Report, Eylül 2009).
Krizin çift dipli olacağını savunanlar ise, ABD’de işsizlik tahminlerinin öngörülenin üstünde çıkması (%9.8 - ki bu oranın gerçekte çok daha yüksek olduğunu söyleyenler de var); yine ABD’de bütçe açığının GSYİH’nin %10‘una ulaşması; rezerv para olarak dolara karşı hızla artan küresel güvensizlik; krizin bu kez ABD başta olmak üzere gelişmiş ülkelerin küçük işletmelerini de vuruyor olması; emtia fiyatlarının Çin ve Hindistan gibi ülkelerin talepleriyle krize rağmen yükselmesi gibi verilerden hareket ediyorlar.
Adamı sevmem, ama “kahin” Roubini’nin, doların güçsüzleşmesiyle negatife dönen faizlerle borçlananların yatırımlarıyla şişmeye başlayan riskli küresel varlıklar balonunun patlamaya aday olduğu saptamasına katılmamak elde değil. Kötümser senaryoya bir de ekonomik olmayan “reel” krizlerin, yani enerji, gıda ve çevre krizlerinin belirtilerini eklersek, bu sefer “L” tipi bir grafikle karşılaşmamız da olası. Bu hanede sadece süreğen resesyon değil, savaş, terör, kıtlık, açlık ve çevre felaketleri de var...
Greenspan’dan önceki FED başkanı, eski Hazine Bakanı, Obama’nın Ekonomik İyileşme Danışma Kurulu’nun yeni başkanı “bilge” Paul Volcker, teknolojinin ve küreselleşmenin ulaştığı noktada eski günlere geri dönüşün olmadığını, bu gelişmenin bürokratik sistemin uyum kapasitesini çoktan aştığını, her krizde devletin yeni bir kurtarma paketi açmasına alışan finansal sistemin kriz yaratmaya teşne olduğunu, yeni bir sistemin doğması gerektiğini söylüyor. Bu krizin gelecekte hangi harfle anılacağını bilmem, ama çıkışın teknoloji, inovasyon, yönetişim ve işbirliğinde olduğunu biliyorum.
BThaber, s:744, 9 - 15 Kasım 2009
18 Ağustos 2009
Oyunun Kuralı - Siyasette inovasyon: Medyanın demokratikleşmesi
Yeni katılım teknolojileri siyaseti dönüştürmek için medyayı da dönüştürmek zorunda. Bir siyaset platformu olarak medyanın "bireylerin ve sivil yapıların" eline geçtiğini göreceğiz.
Son zamanlarda, özellikle 3G'nin hayatımıza girmesiyle birlikte, bilgi ve iletişim teknolojilerinin medyamıza neler getireceği veya götüreceğini köşe yazarları yoğun bir şekilde tartışıyor. Ben internetin gazeteleri ve televizyonu öldürüp öldürmeyeceğinden çok, yeni teknolojilerin medya ve kullanıcıları arasındaki ilişkiyi nasıl etkileyeceği konusunu sorgulamayı tercih ediyorum.
Konuyla ilgili en iyi çözümlemelerden birini Cemil Ertem, "Pentagon'un teknolojisi ve medyanın geleceği üzerine" adlı yazısında yaptı: " Bize geç gelen 3-G teknolojisi ve devamı hayatın temel dinamiklerini çok hızlı bir değişikliğe uğratacak. Devletin ve devletin yönlendirdiği medyanın 'mutlak' hâkimiyetinin sonuna geliyoruz. … Teknolojiyi elinde bulunduranlarla devlet yapılarını (iktidarları) ellerinde bulunduranlar arasındaki organik bağ giderek kopuyor. ... Bu yeni kapitalizm, şimdi bize onu karşıtına dönüştürmek için çok farklı olanaklar sunuyor. Mesela, artık medyanın, teknoloji marifetiyle devletin tekelinden çıkıp bireylerin ve sivil yapıların hâkimiyetine geçmesinin yolu açık."
Bilgi ve ağ ekonomisinin küresel ekonominin özü haline geldiği bir dönemde teknolojik gelişmeyle büyüyen "ağ etkisi" kapitalizmi dönüştürüyor. Bu paradigma dönüşümünün özünü, ağ yapılarıyla birbirine bağlanan değer "hub" ve düğümlerinin baskın hale gelmesi, yani "ağ kapitalizmi" oluşturuyor. P2P ekonomisi, "wikinomics", medya ve pazarlama sektöründeki teknolojik dönüşümler, siyasettin giderek teknoloji bağımlı hale gelmesi... Hepsi bu dönüşümün bir sonucu.
Kapitalizmi karşıtına dönüştürecek asıl aktör bu ağlara entegre olan toplulukların ta kendisi. Bu topluluklar Zapatistalardan Brezilya'daki katılımcı ağ ekonomisi deneyimlerine, viral pazarlamacılardan alter-küreselleşme taraftarlarına, Avrupa'daki Korsan Parti örgütlenmelerinden Peru'daki ağ gerillalarına, açık inovasyon topluluklarından hacker etiğini canlandırmaya çalışan yeni örgütlenmelere çok geniş bir yelpazeye yayılıyor.
Bu yazının kendisi sosyal ağın içinde, Friendfeed'de medya ve teknoloji konusunda yapılan tartışmalarda doğdu. Yeni katılım teknolojileri siyaseti dönüştürmek için medyayı da dönüştürmek zorunda. Bir siyaset platformu olarak medyanın "bireylerin ve sivil yapıların" eline geçtiğini göreceğiz. Çok yakında, "az sonra!.."
BThaber, s:732, 10 -16 Ağustos 2009
30 Haziran 2009
Oyunun Kuralı - Sosyal, ekonomik ve teknolojik bir “arayüz” olarak internet
İnternet giderek gündelik, sosyal ve ekonomik hayatımıza daha fazla "gömülü" hale geliyor. İnternetin geleceğini "kökten farklı" bir dizi teknoloji belirleyecek gibi görünüyor. Bu teknolojiler yalnızca dijital ekosistemin etkileşim haritasını belirlemekle kalmayacak, interneti bizi çevreleyen dünya ile aramızda bir "arayüz" haline de getirecek.
Bir önceki yazımda “dijital ekosistem” oyuncuları arasındaki etkileşim haritasından ve internet-iletişim pazarlarındaki tüm yatırım, büyüme, verimlilik, üretim, dağılım ve paylaşım eğilimlerinin okunmasında bu haritanın rolünden söz etmiştim. Bu sosyo-ekonomik belirleyicilerden bağımsız görünen ve belli bir “kopma yaratan”, daha çok tekno-paradigma dönüşümlerine işaret eden, “kökten farklı” (disruptive) teknoloji eğilimleri de söz konusu. Ancak bu teknolojilerin inovasyon kapasitesi, yani hızla ticarileştirilebilir fayda sunma potansiyelleri yine ekosistem oyuncularının etkileşimi ve ekonomik davranışlarıyla belirlenmekte.
Gartner, 2009-2012 arasında BİT gelişimini belirleyecek yeni tekno-paradigmaları işaretleyen on “kökten farklı” teknolojiyi şöyle sıralıyor: Çok çekirdekli ve hibrid işlemciler; sanallaştırma ve örgü bilgisayar kullanımı (fabric computing- yeni nesil, dağıtık ve tamamen özelleştirilebilir çoklu bilgisayar ağları); sosyal ağlar ve sosyal yazılım; bulut bilgisayar kullanımı (cloud computing) ve platformları; web üzerinde bir veya birden fazla farklı veri kaynağını kullanarak bütünleşik uygulamalar oluşturma (web mashups); kullanıcı arayüzü; her yerde hazır ve nazır bilgisayar kullanımı (ubiquitous computing); bağlamsal bilgisayar kullanımı (contextual computing); genişletilmiş gerçeklik (augmented reality); semantik...
Özellikle Web 2.0 ile birlikte hayatımıza giren ve esnek bağlantı imkanı, ağ etkisinin yaygınlaşması ve sosyal ağlar ile belirginleşen bu teknolojiler dijital ekosistemin gelişimini bütünleyecek. Bu genel gelişme BİT evrenini doğrudan etkileyecek. Bu gelişmede öne çıkan tekno-paradigma ise etkileşim, paylaşım, sanallaştırma, dağıtık ağ yapıları ve ortak aklın ağ mevcudiyeti olarak semantik çerçevesinde şekilleniyor. Bu yapıyı doğru okursak: mobil internet, bulut/örgü web platformları ve hizmet yönelimli mimarinin (SOA), BİT kullanımını değiştireceğini; mobil robotlar ve RFID’nin, otomasyonda ilerlemenin yönünü belirleyeceğini; internet tarafsızlığı ve yönetişimi ile ilgili tartışmaların ise sosyal ağların geleceğini etkileyeceğini öngörebiliriz. Yani internet giderek hayatımıza daha fazla “gömülü” olacak ve sosyal, ekonomik, teknolojik bir “arayüz” haline gelecek...
BThaber, ,s:726, 29 Haziran – 5 Temmuz 2009
16 Haziran 2009
Oyunun Kuralı - Dijital ekosistem haritası
İnternet - iletişim pazarındaki yatırım, büyüme, verimlilik, üretim, dağılım ve paylaşım eğilimleri ve teknolojik “kopma”lar, ancak Dijital Ekosistem oyuncuları arasındaki etkileşim haritası ile anlam kazanabilir.
BİT gelişimini belirleyen belli “yasalar”dan söz edilir: Moore Yasası - işlemci gücü her 18-24 ayda bir ikiye katlanır; Disk Yasası - depolama her 12 ayda bir ikiye katlanır; Fiber Yasası – iletişim kapasitesi her 9 ayda bir ikiye katlanır; Metcalfe Yasası - ağın değeri ona bağlı aygıtların sayısının karesiyle orantılı olarak artar; Topluluk Yasası - içerik 2x oranında artar ve “x” iletişimde bulunan insanları sayısını temsil eder... Yani, daha fazla bilgisayar gücüyle, daha fazla depolama ve iletişim kapasitesiyle genişleyerek değer kazanan ağlarda oluşan topluluklar neredeyse sonsuz içerik yaratmakta ve bu durum toplumun sosyo-ekonomik yapısını hızla dönüştürmektedir.
Genişbantın gelişimi, teknolojik ilerleme ve azalan operasyon maliyetleri, BT, telekom, medya ve eğlencenin birbirine nüfuz etmesini sağladı ve “Dijital Ekosistem” oluşmaya başladı. Herhangi bir sağlıklı ekosistemin ortak fayda yaratmak için paydaşlarının etkileşime girmesini sağlaması gibi, “Dijital Ekosistem” katılımcılarının etkileşimi de ekonomik değer yaratıyor.
Farklı oyuncular farklı düzeylerde etkileşime girerek birbirlerinin alanına sızıyor: İçerik yaratımı, sunum platformları, bağlantı ve taşıma hizmetleri, tüketici elektroniği üretimi, arabulucular ve arayüzler gibi düzeylerde, içerik sağlayıcılar sunum platformlarına, aygıt üreticiler hizmet platformlarına, ağ operatörleri içerik sağlama mekanizmalarına, kablo ve uydu operatörleri telekom hizmetlerine, portallar içerik sağlama ve WiFi/telefon ağlarına, kullanıcı-temelli içerik platform sunucuları bunların tümüne ve “korsanlar” her tür yeni ağ yapısına nüfuz ediyor. “Yakınsama”dan çok, “çarpışma”, “füzyon” ve “mutasyon” terimleriyle algılanabilecek bir süreç: Oracle’ın Sun’ı alarak yazılım/donanım dengesini lehine çevirmesi, arama motorları savaşının kızışması, sanal işletim sistemleri, sanal yazılımlar ve bulut / örgü platformları cephesinin açılması, arayüz paradigmalarında değişim, genişletilmiş gerçeklik ve “ortak akıl”a yönelen web 3.0... İnternet - iletişim pazarındaki tüm bu yatırım, büyüme, verimlilik, üretim, dağılım ve paylaşım eğilimleri ve teknolojik “kopma”lar, ancak Dijital Ekosistem oyuncuları arasındaki etkileşim haritası ile anlam kazanabilir. Yaşadığımız dönüşüm anında bu kılavuza ihtiyacımız var.
BThaber, s:724, 15 - 21 Haziran 2009
21 Mayıs 2009
Oyunun Kuralı - Yaklaşan “reel” krizler
Ekonomik kriz bir şekilde “yönetilebilir”. Oysa, aklımız cebimizdeyken düşünmediğimiz, yönetilmesi zor krizler kapıda! Dünya Ekonomik Forumu’nun koridorlarında endişeyle konuşulan “reel kriz üçgeni” mesela: Küresel gıda, enerji ve çevre krizleri...
Herkes ekonomik krizin nasıl yönetileceğini konuşuyor. G20 zirveleri bunun cevabını verdi aslında: “Küresel yönetişim” ve teknolojik inovasyon... Bu, bir yandan krizin en büyük riski olan korumacılıkla mücadele ederken, öte yandan finansal sistemi denetleyerek inovasyona kaynak yaratacak bir yönetişim yapısını kurgulamak demek. Bu yapıyı tesis edecek olan irade de küresel bir ağ yapısıyla bağlanan devletler... Yani sadece kapitalizm değil, ulus-devletler de dönüşüyor.
Ekonomik kriz bir şekilde “yönetilebilir”. Oysa, aklımız cebimizdeyken düşünmediğimiz, yönetilmesi zor krizler kapıda! Dünya Ekonomik Forumu’nun koridorlarında endişeyle konuşulan “reel kriz üçgeni” mesela: Küresel gıda, enerji ve çevre krizleri... Bunlar, reel mal üretimini, çevre gibi maddi koşullarla etkileyen alanlar...
Gıda krizi 2007-2008 arasında ciddi bir işaret verdi. Yıllık fiyat artışı mısırda %31, prinçte %74, soyada %87, buğdayda %130 oldu. Bir çok ülkede kanlı isyanlar başgösterdi. Gıda üretimi, enerji ve çevre ekonomisine, yani petrol ve doğalgaz fiyatlarındaki yükselmeye, su kalitesi ve miktarındaki azalmaya, artan sıcak dalgaları gibi iklim koşullarına doğrudan bağlı. Daha doğrusu bunların tümü birbirine bağlı ve bu durum ekonomik durgunluğu, işsizliği, açlığı, iç savaşları ve otoriter rejimlerin yükselişini tetikliyor. Petrol savaşlarından sonra şimdi de sıra gıda ve su savaşlarına geldi! Küresel risk haritası giderek karmaşıklaşıyor. Dünya Ekonomik Forumu Küresel Risk Ağı çalışmasına göre, dört alan tehlike sinyalleri veriyor: Sistemik finansal çürüme, gıda güvenliği, küresel tedarik zincirlerinde kopma ve enerji fiyat artışı riskleri... Buna yaklaşan iklim temelli çevre krizini de eklersek tablo belirginleşir.
Reel krizlere hazırlıklı olmak, ekonomik krizle aynı çözümü dayatıyor: Küresel yönetişim ve inovasyon... Küresel bir kaynak ve risk yönetişimi, ekonomik havza yönetimi, enerji ve metal sakıngan yerleşimler, çevre, enerji, gıda ve sağlık teknolojilerinde inovasyon, mevcut “işbirliği uçurumu”nun BİT ağlarıyla kapatılması... Yoksa gelecek krizlerin bedeli sadece refahımız veya işimiz değil, aşımız ve hayatımız olacak!
BThaber, s:720, 17 - 23 Mayıs 2009