e-devlet etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
e-devlet etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

22 Temmuz 2011

Oyunun Kuralı - “Bilgi otoyolları” kasislerle dolu!

e-Dönüşüm girişiminin kamu ağırlıklı yapısını dengeleyebilmek için ekonomik ve sosyal hayatın aktörlerinin karar verme mekanizmalarına etkin katılımıyla geliştirilecek bir “Bilgi Toplumu Eş Stratejisi”ne ihtiyaç var...


8. e-TR ödül töreninde konuşan Ulaştırma Bakanı Binali Yıldırım, strateji belgesi ile "ülkemizi bilim ve teknoloji üretiminde odak noktası haline gelmiş, bilgi ve teknolojiyi etkin bir araç olarak kullanan, bilgiye dayalı karar alma süreçleriyle daha fazla değer üreten, küresel rekabette başarılı ve refah düzeyi yüksek bir ülke seviyesine çıkarma taahhüdümüzü kayıt altına aldık" demiş.


TBV Başkanı Faruk Eczacıbaşı, BM İnsani Geliştirme Endeksi'nde ise 169 ülke arasında 83. sırada, BM 2010 E-Devlet Raporu'nda 183 ülke arasında 69. sırada olduğumuzu; OECD Eğitim Raporu'nda 35 ülke arasında Türkiye'nin 33. sırada bulunduğunu aynı törende hatırlatmış neyse ki. Ben buna 2009 Avrupa İnovasyon Skorbord’unda AB 27 ortalamasının dibinde olduğumuzu, Dünya Ekonomik Forumu 2010 Rekabetçilik İndeksi'nde 133 ülke arasında 61. sırada bulunduğumuzu da ekleyeyim. Bu endeks örneklerini çoğaltmak mümkün... Hepsinde ortalamanın oldukça altındayız. Demek, “taahhüdü kayıt altına almak” yetmiyormuş!


Bu köşede söz konusu strateji belgesinin katılımcı yapıda hazırlanmamasını ve bilgi toplumunu e-devlete indirgemesini defalarca eleştirdim. İşin kötü tarafı belge e-devlet konusunda da işe yaramadı. Yıldırım, Strateji Belgesi’nin konumladığı 111 eylemden 22‘sinin bitirildiğini de bildirmiş. Ama belgenin ömrünün 2010’da dolduğunu söylemeyi unutmuş! Yani, yaklaşık %20‘lik bir “başarı” dan söz ediyor. Ayrıca “tamamlandığı” söylenen eylemlerin performans değerlendirmesi uluslararası ölçütlere göre yapılsa, orada da sorun çıkacağından eminim.


O zaman Binali Yıldırım, hangi başarıdan söz ediyor? Henüz “torba yasa”sı çıkmadı, ama bence kendisini “Ulaştırma, Bilgi ve İletişim Bakanı” olmaya hazırlıyor. Birisi kendisine “bilgi toplumu” denilen kompleks yapıyı teşvik etmenin, interneti dinlemek ve sansürlemeye, filli tekelin kasislerle doldurduğu “bilgi otoyolları” inşa etmeye benzemediğini, “milli internet” diye bir şeyin hayal olduğunu söylese iyi olacak.


2011‘e girerken bir kez daha tekrarlayalım: e-Dönüşüm girişiminin kamu ağırlıklı yapısını dengeleyebilmek için ekonomik ve sosyal hayatın aktörlerinin karar verme mekanizmalarına etkin katılımıyla geliştirilecek bir “Bilgi Toplumu Eş Stratejisi”ne ihtiyaç var...


Bunun için 2023’ü mü bekleyeceğiz?


BThaber, 3 - 9 Ocak 2011 / s:802

09 Nisan 2010

Oyunun Kuralı - Yeni bir bakanlığımız oldu!

TBMM’ne sunulan “E-Devlet ve Bilgi Toplumu Yasa Tasarısı”, e-Dönüşüm Türkiye İcra Kurulu ve DPT’nin, bu arada göstermelik de olsa orada bulunan sivil toplum kuruluşlarının sürecin tamamen dışına itilerek etkisizleştirildiğinin; Bilgi Toplumu Stratejisi’nin iflas ettiğinin; BİT alanının katılımsız ve yönetişimsiz bir merkeziyetçi yönetsel modelin insafına bırakıldığının resmidir.

Daha önce bu köşede bir çok kez söz ettiğim (BtHaber, S: 738, 740, 746, 758, 762), e-dönüşüm projesiyle ilgili operasyonun yeni bir aşaması gerçekleşiyor: Geçtiğimiz hafta TBMM’ne sunulan “E-Devlet ve Bilgi Toplumu Yasa Tasarısı”nın e-devlet hizmetlerinin yürütülmesine ilişkin usul ve esasları belirleyen 19’uncu maddesi, Ulaştırma Bakanlığı’nı bilgi ve iletişim teknolojileri alanının “patronu” haline getiriyor. Başbakanlık bünyesinde kurulması planlanan Bilgi Toplumu Ajansı, bu tasarıyla rafa kalktı. Ulaştırma Bakanlığı tüm devlet birimlerinin e-devlet uygulaması için başvuracağı tek adres olacak. Bu görevi, 2003 yılında çıkartılan Başbakanlık Genelgesi ile ve e-Dönüşüm Türkiye İcra Kurulu’nun sekreteryası kimliğiyle DPT yürütüyordu. Yeni kanunlar için düzenleme yapmak ve diğer kamu kurumlarını izlemekle görevlendirecek Bakanlık bilişimde en yetkili kurum olacak. Böylece Bakanlık, BTK aracılığıyla kontrol ettiği telekomünikasyon hacmine yaklaşık 5 milyar dolarlık bir hacmi temsil eden bilişim projelerini de ekleyerek ciddi bir ekonomik büyüklüğün idaresine geçecek.

Bu yasa, İcra Kurulu ve DPT’nin, bu arada göstermelik de olsa orada bulunan sivil toplum kuruluşlarının sürecin tamamen dışına itilerek etkisizleştirildiğinin; Bilgi Toplumu Stratejisi’nin iflas ettiğinin; BİT alanının katılımsız ve yönetişimsiz bir merkeziyetçi yönetsel modelin insafına bırakıldığının resmidir. Bu yasayla, henüz yetkilendirilmemiş bile olsa (ki çok geçmeden bu da gerçekleşecektir), Bakanlık fiili olarak Ulaştırma ve BİT Bakanlığı’na dönüşmüş oluyor.

Bakanlığın BİT alanına nasıl baktığı internet’e bakışından anlaşılabilir. İnternet konusundaki konumumuz ise AB İlerleme Raporu ve AGİT Raporu’ndaki açık eleştirilerden ve Sınır Tanımayan Gazeteciler’in son “İnternet Düşmanları Raporu”ndaki “gözetim altındaki ülkeler” ligine girmemizden belli. Salt kamu odaklı ve merkeziyetçi yönetsel modelle “millileştirilmiş” bir internet ve BİT alanı hayali kuruyorlar. Oysa artık “e-devlet” terimi bile kadük kaldı, onu yerine “bağlantılı yönetişim” deniyor! Bu gelişmeler karşısında dönüp yönetişimin etkili tarafı olması gerekenlere bakıyoruz: Heyhat! Sivil toplum kuruluşlarımız, İcra Kurulu’nda gösteremedikleri katılımı 5651 kod adlı sansür yasasıyla kurulmuş İnternet Kurulu’nda konumlandıkları müphem “danışmanlık” statüsüyle gösterebileceklerini sanıyorlarsa çok yanılıyorlar!

04 Ekim 2009

Oyunun Kuralı - “Bilgi toplumu”: Bazı stratejik sorular

Ulaştırma Bakanlığı yeni bilişim bakanlığımız mı olacak? E-devlete de Başbakanlık bünyesindeki yeni kurul bakacaksa, e-Dönüşüm Türkiye İcra Kurulu ne yapacak? Üç yıldır bizi oyalayan Bilgi Toplumu Stratejisi raf ömrünü tamamladı mı? DPT bu konularda ne diyor?

Sonbaharla birlikte yine zirveler, kurultaylar, kongreler, şuralar dönemine girdik. Bu dönemde insanların stratejik konulara karşı algısı daha açık oluyor. Bu fırsatı değerlendirmek istedim!
Üç yıldır yürürlükte olan “Bilgi Toplumu Stratejisi” ve Eylem Planı, 27. e-Dönüşüm Türkiye İcra Kurulu toplantısında değerlendirildi. Toplam 111 eylemin %6’sı tamamlanmış, %51‘inin çalışmaları devam ediyor, %32’si başlangıç aşamasında, %11’i ise daha başlatılamamış. Bu kötü karne karşısında “biz demiştik”ten başka şeyler de söylemek lazım.

Bu belgenin bilgi toplumu gibi bir hedef için fazlasıyla dar açılı, mekanik e-devlet odaklı, merkeziyetçi, yönetişim-fobik olduğunu, eylem planının önceliklendirmesinin olmadığını söylemiştik. Bu niteliğiyle, asıl odak alanı olan e-devlet konusunda bile başarısız olacağını da... Bu karneyle yüzleşince bakış açısının sorgulanacağını umuyordum.

Yine yanıldım, ama şaşırmadım. Başbakanlığın bu başarısızlığa cevabı, “e-Devlet ve Bilgi Toplumu Kanun Tasarısı Taslağı” ile geldi. Bakış aynı bakış, adres farklı... Yeni bir kamu kurumsallaşmasının sadece Başbakanlığa bağlı olduğu için daha etkili olacağı düşünülmüş. Başarısızlığın nedeni açık oysa: merkeziyetçi yönetsel modelin, hantal bürokrasinin ve kamu odaklılığın, “bilgi toplumu” ve e-devlet gibi dağıtık ağ yapısı üzerine kurulu sistemler için kadük kalması... Bu sistemler doğası gereği ağ yönetişimi modeliyle işliyor. İsteseniz de istemeseniz de katılım, şeffaflık, sorumluluk ve hesap verebilirlik standartlarna uymak zorundasınız. Artık “e-devlet” kavramı bile kullanılmıyor, onun yerine “bağlantılı yönetişim” (connected governance) diyorlar!

Bu arada Ulaştırma Bakanlığı 27 Eylül - 1 Ekim 2009 tarihleri arasında Ulaştırma Şurası’nı topluyor. Şuranın adı “Ulaştırma” olsa da, İletişim Altyapı Çalıştayı toplanmış ve bilişimle ilgili altyapı kavramını çok aşan kapsamlı hedefler belirlemiş. BİT ve interneti “millileştiren” bir takım hedefler! Ulaştırma Bakanlığı yeni bilişim bakanlığımız mı olacak? Eğer bu konular Ulaştırma Bakanlığı’ndan soruluyorsa, e-devlete de Başbakanlık bünyesindeki yeni kurul bakacaksa, e-Dönüşüm Türkiye İcra Kurulu ne yapacak? Üç yıldır bizi oyalayan Bilgi Toplumu Stratejisi raf ömrünü tamamladı mı? DPT bu konularda ne diyor? İşte böyle stratejik sorular geliyor aklıma...

BThaber, s:738, 28 Eylül - 4 Ekim 2009

14 Eylül 2009

Oyunun Kuralı - "e-Devlet ve Bilgi Toplumu Kanun Tasarısı Taslağı": Yönetişim fobisi...

"e-Devlet ve Bilgi Toplumu Kanun Tasarısı Taslağı", başarısız olan "Bilgi Toplumu Stratejisi ile aynı yönetişim kaçkını tavırla, aynı hantal, merkeziyetçi yönetim saplantısıyla mekanik süreçler ve kurumlar icat etmekten başka bir şey yapmıyor.

“Politika”, kavramsal olarak herhangi bir organizasyonun karşı karşıya bulunduğu “olumsuz” bir durumla baş etmek ve bu durumdan “olumlu” kazanımlar elde etmek veya “olumlu” bir durumu daha iyi yöneterek faydayı sürekli ve sürdürülebilir kılmak için bir eylemsel çerçeve geliştirmek üzere yapılır. Bu, organizasyonu oluşturan tarafların tamamını ilgilendirir. İlgili tüm tarafların katılımı olmaksızın sorun yönetilemez ve daha çok sorun doğurur. Devlet bu taraflardan yalnızca biridir. Ama politika ve strateji belirlemenin devletin işi, bunların sonuçlarına katlanmanın da diğer kesimlerin görevi olduğu düşüncesi ülkemizde köklüdür.
Bu düşüncenin yeni bir örneğiyle daha karşılaştık: "e-Devlet ve Bilgi Toplumu Kanun Tasarısı Taslağı", ilgili bakanlıklara gönderildi ve ilgilenenlerin inceleyip değerlendirebilmesi için Başbakanlık web sitesinde yayınlandı. Bu taslak, mekanik bir şekilde e-devlet stratejisine indirgenmiş 2006 tarihli “Bilgi Toplumu Stratejisi”nin, e-devlet alanında bile başarısız olduğu tescillendikten sonra derde deva olsun diye yapıldı.
“En azından dürüstçe e-devleti başlığa taşıyıp ‘bilgi toplumu’nu onun arkasına takmışlar” diye düşündüm. Çünkü Bilgi Toplumu Stratejisi e-devletten başka bir açılım sunamadan haksız bir biçimde başlığında “bilgi toplumu” ibaresini taşıyordu. Bu yeni taslağın hangi derde deva olacağı belli değil, çünkü yeni bir şey söylemiyor. Aynı yönetişim kaçkını tavırla, aynı hantal, merkeziyetçi yönetim saplantısıyla mekanik süreçler ve kurumlar icat etmekten başka bir şey yapmıyor. Kalabalık ve sadece kamu birimlerinden mürekkep bir Bilgi Toplumu Ajansı kurulacak. Siyasetçiler ve bürokratlar bizi bize rağmen “bilgi toplumuna” taşıyacaklar! Ne STK’lara, ne iş dünyasına, ne akademiye ne sivil inisyatiflere hiç bir şey sormayacaklar. Bugüne kadar ne yaptılarsa aynı şeyi bu kez farklı adlar taşıyan kurumlarla yapmaya ve taktiği strateji zannetmeye devam edecekler...
BİT sivil inisiyatiflerinin öncülüğünde, ekonomik ve sosyal hayatın önemli aktörlerinin katılımıyla geliştirilecek bir “Bilgi Toplumu Eş Stratejisi”ni, bu kanun taslağının ve temsil ettiği yönetişim fobisinin karşısına dikmek zorundayız. Artık kaybedecek zamanımız kalmadı!

BThaber, s:736, 7 – 13 Eylül 2009

04 Ocak 2009

Herkes hak ettiği biçimde yönetilirmiş


Bilgi ekonomisi uzmanı Dr. Özgür Uçkan, 2008'in son günlerinde hizmete giren "e-devlet"imizi eleştirdi.

Ropörtaj: ECE KOÇAL

Özgür Uçkan, e-devletin faydalı olması için öncelikle zihniyet dönüşümü yaşanması gerektiğini söylüyor.

Devlet kurumlarında saatlerce, günlerce sürünerek hallettiğiniz işleri internette kısa sürede gerçekleştirmeyi hedefeyen e-devlet projesi, sonunda hayata geçti. Ama pek çok aksaklıkla... Örneğin e-devletten faydalanmak için öncelikle PTT'ye gidip e-imza almak gerekiyor..

Birçok devlet kurumundan bilgi edinme ve işlem gerçekleştirme olanağı tanıyacak olan e-devletin kapısı www.turkiye.gov.tr, üç hafta önce açıldı. Amaç, vatandaşın kuyruğa girme zahmetine girmeden, devletle ilgili tüm işlerini internette halledebilmesi... E-devlet gerçekten bu hayalleri gerçekleştirecek mi, diye merak ettik ve İstanbul Bilgi Üniversitesi'nde bilgi ekonomisi, ağ ekonomisi, enformasyon tasarımı ve yönetimi, iletişim tasarımı, tasarım yönetimi konularında ders veren Dr. Özgür Uçkan'la buluştuk. 2003'te E-Devlet, E-Demokrasi ve Türkiye isminde bir kitap da yayımlayan Uçkan, e-devletimizi pek çok noktada eleştirmekten kendini alamadı: "E-devlet sadece çıban. Cerahatin fışkırdığı yerlerden biri. Biz sivilce dolu, ergen bir surata sahibiz. Her yerimizden cerahat fışkırıyor. Aynı zamanda sevimli bir çocuğuz. Bir de toramanız! Herkesin bize ihtiyacı var. 17. büyük ekonomiyiz. Bu kadar büyük bir ekonominin kendini yönetmesine izin verildiği nerede görülmüş!"

- Sizce 2003'ten bu yana e-devlet projesi nasıl gelişti? Kitabınızda olumsuz bir tablo çizmiştiniz. Hâlâ öyle mi düşünüyorsunuz? 
- Evet kapımız açıldı. O kitapta dile getirdiğim önerilerin yüzde 60'ı gerçekleştirildi. Kapı da onlardan biri. E-devlet'in dört aşaması olduğunu söylüyordum. Son aşaması entegrasyon aşamasıydı. Kapı da açılınca, çok ciddi ilerlemeler olduğunu söyleyebilirim. Ben kitabımı yazdığımdan beri Türkiye'de çok şey değişti. Değişmeyen tek şey, edemokrasinin hâlâ olmaması. Bir ülkede demokrasi kısmen ve vesayet altında varsa, elektronik olarak olması çok sanal olurdu.

YURTTAŞ, MÜŞTERİ GİBİ GÖRÜLMELİ 
- E-devlet nedir? Ne işimize yarayacak? 
- E-devlet en genel çerçevede mekanik olarak tanımlarsak, şirket modelinin devlet modeline yerleşmesidir. Bir tarafta müşteri vardır, yani yurttaş, onun memnuniyeti ve talebi önemlidir. Öteki tarafta da hizmet sektörü vardır, o da devlettir. Çok net bir şekilde hizmet sektörü nasıl yapılanıyorsa, nasıl iş modelleriyle gelişiyorsa devlet aynı şekilde gelişerek, "Ben devletim, ben büyüğüm," demeden bu hizmetleri onun ayağına getirmeli. Yedi gün, 24 saat. Bu en mekanik çerçeve.

- Tek başına bunu yapmak yeterli mi? 
- Sadece bunu yapmak hiçbir şey ifade etmez tabii... Böyle olursa kullanıcılarınızın sayısı çok düşük kalır. Kullananlar da meraktan kullanır. Bir şirket, müşteri memnuniyetini göz önüne almazsa iflas eder. Devlet de aynı şekilde iflas eder. E-devlet aslında bundan dört yıl önce tüm dünyada iflas etti.

- Neden, kullanılmadı mı? 
- Hem kullanılmadı hem de bizim güven altyapısı dediğimiz şeyi oluşturmadı. E-devlet hizmetlerinde çok önemli kişisel bilgiler dolaşır. Siz çok bilinçli kullanıcı olarak özellikle e-devleti kullanmamayı seçebilirsiniz. Çünkü İngiltere'de, Amerika'da çok ciddi skandallar oldu. Devlet, bunu güvence altına almadı.

- Nasıl skandallar olmuştu? 
- İngiltere'de son patlayan skandal, Sosyal Sigortalar Kurumu'nun özel verileri çalındığı için yaklaşık 1.5 milyon kişinin özel verisi tehlikeye girdi. Bunun insanlara yarattığı maliyet devasa boyutlarda. İnsanlar çok rahatlıkla bir araya gelip İngiliz devletini iflas ettirecek tazminat davaları açabilir. Siz e-güven ve e-hukuki altyapısını kurmadan e-devleti yaptığınız anda, bilinçsiz kullanıcı çok ciddi zararlarla karşı karşıya kalır.

- Bizim bilgilerimiz nasıl korunabilir? 
- İngiltere'de kişisel verilerin korunması kanunu vardır. Türkiye'de 15 yıldır kişisel verilerin korunması kanunu tartışılıyor. Hâlâ Meclis gündeminde. Bu yokken aslında e-devlet yoktur da... Türkiye'de yasa neden çıkmıyor? Çünkü jandarma gidiyor, "Ben bilgilere erişebilme ayrıcalığı istiyorum," diyor. Polis gidiyor, "Ben de erişmek istiyorum," diyor. Herkes "Bilgiler bende dursun," diyor. Sana ne benim bilgimden! Vatandaşın bilgisi kamu malı değildir. Güvenmediğim e-devleti ben neden kullanayım? Gerekirse kuyruğa girerim, bilgilerimi yüz yüze veririm, ama kullanmam. Bu yüzden e-devlet dört yıl önce tüm dünyada iflas etti. Ve dünya oturup düşündü, "Yeni kuşağa geçmemiz gerek," diye. Türkiye genellikle olduğu gibi bu konuda da ayak sürüyor. Mekanik olarak uyum sağlıyor ama zihniyet olarak sağlayamıyor. Mekanik anlamda dünyada çok da fena bir yerde değiliz. Ama aynı şeye hesap verilebilirlik, yönetişim ilkeleri gibi endekslere göre bakarsak, e-devletimiz dünyada sonuncu sıradadır. 2008 Birleşmiş Milletler E-Devlet Araştırması bunu açık bir şekilde ortaya koyuyor. Zihniyet dönüşümünü bir yaşasak, 72. sıradan anında 35. sıraya yükselebiliriz.

- Peki zihniyet dönüşümü nasıl sağlanacak? Sadece edevlette değil pek çok alanda en büyük problem bu...
- Bu, Türkiye'deki merkeziyetçi yönetim saplantısının suçu. Bu da Osmanlı'ya kadar gidiyor. Dolayısıyla sadece bürokratları suçlamıyorum. Antik Yunan'dan beri çok temel bir laf vardır: Herkes hak ettiği biçimde yönetilir. Türkiye'deki e-devlet kullanıcıları demek ki böyle bir e-devlet hak ediyor.

HANİ ÇABA SARF ETMEYECEKTİK! 
- www.turkiye.gov.tr açıldı. Ben bir vatandaş olarak bu e-devlet kapısından nasıl faydalanabilirim? 
- PTT'ye gitmeniz gerekiyor. Bu çok ironik. E-devlet en başından beri PTT'ye gitmeyelim diye yapıldı. Vatandaşın en çok gittiği yer PTT'ydi. Artık o kadar gitmiyoruz. Ama bunu sağlayan devlet değil, dünya ekonomisidir. Kartpostal mı yolluyoruz artık, mektup mu yazıyoruz? Ama uzun zaman harç yatırmak vs. için gittik. Sonra bunları da bankalara taşıdık. Elektronik bankacılık sayesinde gitmeden onu da hallediyoruz. Bugün bana kimse "Yıllar öncesinin o PTT'sine git, elektronik imza al," demesin. E-imzanın yaygınlaştırılması da devletin görevidir, benim değil. Kimse bana "E-imzan yok, buraya giremezsin," demesin. Vatandaşın e-imzası yoksa, devlet yüzünden yok. Ya bu kanun geç çıktığı için ya da yönetmelik saçma olduğu için. E-imza almak için çaba göstermeniz gerek. Halbuki e-devlet, ben çaba göstermeyeyim diye var. E-devletin maliyeti biliniyor. Bu para benim cebimden çıkıyorsa, bana kalkıp ekstra şu kadar para harca, bir de kafan karışsın diyemez. Sorun e-devlet sistemini yapanlarda değil, kafalarda! Örneğin noterler bunu istemiyor. Çünkü bir anda çok ciddi bir gelirden olacaklar. Ama isteseler de istemeseler de e-noterlik olacak.

- Doğrusu nasıldır peki? 
- Çok kolay bir şekilde o kapıdan girmek gerek. Başka yerlere nasıl giriyorsam, oraya da girebilmeliyim. Dünyada böyle bir şey yok. Ama o denetlemek istiyor. Mümkünse suratını göreyim, diyor. Ben parasını ödeyen müşteriyim ve vatandaş olarak hiç memnun değilim. Demek ki başarısız.

- Harcanan paralar boşa mı gitti? 
- Hayır. Bunun çoktan yapılmış olması gerekiyordu. Biz bunu yedi-sekiz yıldır konuşuyoruz. Bu nedenle kaç para kaybettiğimizi biliyor musunuz? Bunun hesabını kim verecek? 

- 2009'da 1 milyon kullanıcı öngörülüyor. Mümkün mü? 
- Öngörebilirler, çok önemli değil. Önemli olan öngörmek değil, mümkün kılmak. Önümüzdeki bir yıl içinde 1 milyon kullanıcı, bundan sekiz yıl önce geliştirilmesi gereken bir proje için komik ve ironik. Toplam e-devlet maliyeti, başka konularla karşılaştırıldığında o kadar büyüktür ki...

- Ben bu e-devleti neden kullanmalıyım? 
- Eskiden bankada kaybettiğiniz zamanı sekizle çarpın, devlet kurumlarında onu kaybediyorsunuz. Zaman, para, benim oraya gitme param, kaybettiğim paranın bana maliyeti gibi bunun ekonomik ölçümleri var. Vatandaşa sağladığı katkı devasa boyutlarda.

- E-devlet benim mahremiyetimi koruyacak mı? 
- Binlerce e-devlet çalışanı ve işçisine teşekkür ederim. Bakanlar onları teselli etmiyor, bari biz edelim. 15-20 yıldır bu işin içindeyim. Onlar da öyle. Onlar savaşçı. Onlar olmasaydı, bunların hiçbiri olmazdı. Vatandaş sarayın kapısına gidip "E-devlet isterük!" diye tutturmuyor. İyi ki o teknisyenler var da bu işin standartları onlar tarafından bilindiği için, kimse onlardan talep etmediği halde, onlar bu standartlara uygun olarak bazı şeyleri geliştirdiği için durumumuz çok kötü değil.

- E-imza güvenli mi? 
- Evet. Güvenli olması, bizim sayemizde değil. Küresel standartlar sayesinde. E-imzaya geç geçilmesinin Türkiye ekonomisine maliyetini ölçen var mı? Zaten e-imza iş dünyasının baskıları yüzünden çıktı. Adamlar bizimle dalga geçiyordu, "Sizin memlekette e-imza yok mu?" diye.

24 Mart 2008

Ulusal e-yönetişim planı

E-devletin yaklaşık on yıllık tarihi genel bir başarısızlık tablosu çiziyor. Kamu kesimi iş dünyasının bilgi ve iletişim teknolojilerini kullanarak eriştiği verimlilik ve etkililiğin yanına bile yaklaşamıyor.

654. sayıda Birleşmiş Milletler 2008 e-devlet araştırmasındaki acıklı durumumuzdan söz etmiştim. Geçtiğimiz günlerde yapılan e-Dönüşüm Türkiye İcra Kurulu 23. toplantısında tartışılan konulardan biri olan ve Türksat sorumluluğunda bulunan e-devlet kapısı projesinin ne zaman bitirileceği yine belli olmadı. "E-Dönüşüm Türkiye" projesi bırakın Türkiye'yi devleti de dönüştüremedi!

Bir yandan da bu durum sadece Türkiye'ye özgü değil. E-devletin yaklaşık on yıllık tarihi genel bir başarısızlık tablosu çiziyor. Bizim durumumuz başka birçok ülkeyle kıyaslandığında vahim de olsa, bu alanda gerçek başarı örneklerine pek sık rastlanmıyor. Kamu kesimi iş dünyasının bilgi ve iletişim teknolojilerini kullanarak eriştiği verimlilik ve etkililiğin yanına bile yaklaşamıyor. The Economist dergisi kestirme bir yaklaşımla bu başarısızlığı rekabetin olmayışına, bürokratların Amerika'yı yeniden keşfetme merakına ve organizasyon yerine teknoloji odaklılığa bağlıyor ve çözümü "güçlü lider"de görüyor. 6-7 Mart'ta yapılan ve e-devletin geleceğinin tartışıldığı OECD e-Liderler Konferansı'na katılan "lider"ler ise sorunu başka bir yerde arıyor: "devlete öncelik verilerek e-devlet olunamıyor"…

"Müşteri"nin, yani yurttaşın gerçekten de "velinimet" olması gerekiyor. Bunun için de e-devletin şeffaf, sorumlu, hesap verebilir ve katılıma açık bir yapıda geliştirilmesi şart. Yani dönüp dolaşıp yönetişime ve demokrasiye geliyoruz. İş planı, izleme ve değerlendirme e-devletin en az gelişmiş tarafı. E-devlet projelerinde iş planının "hedef grup", yani kullanıcı yurttaşların ihtiyaçları temelinde tasarlanması ve gerçekleştirilme aşamasında bağımsız bir izleme ve değerlendirme birimince denetlenmesi gerekiyor. İş planı deyince işin içine yönetişim, maliyet-fayda analizi, risk analizi, bilgi yönetimi, değişim yönetimi, müşteri ilişkileri yönetimi, pazarlama ve iletişim, müşterinin güvenini kazanmak gibi bürokratların pek de alışık olmadığı mekanizmalar giriyor tabii. Bürokratlar kamu kaynağını "devlet malı" zannettiklerinden izleme ve denetlemeyi "teftiş" ile karıştırıp ancak kendi aralarında "şeffaf" olabiliyor. İflas tehdidi yok, "sermaye" deniz… İş planının olmadığı ve denetlenmeyen bir işte, verimlilik ve etkililik aramak da boşuna oluyor tabii. İşler böyle yürümüyor. Sizler plan seversiniz. Bir "ulusal e-yönetişim planı"na ne dersiniz?

BThaber, s:662, 17-23 Mart 2008

27 Ocak 2008

E-devlet tek başına ayakta durmuyor

Dünya e-devletten ağ yönetişimine geçiyor. Yani toplum devletin önünde geliyor, tersi değil…

Birleşmiş Milletler 2008 E-Devlet Araştırması geçtiğimiz günlerde yayınlandı. Yayının alt başlığı paradigma değişiminin de adını koyuyor: "E-devletten bağlı yönetişime"… Ağ yönetişimine geçiş, ikinci kuşak e-devlet paradigması olarak konumlanıyor. Bu paradigmanın ayırt edici özelliği, insanlar, süreçler ve teknoloji kanallarını entegre eden bir "bilgi yönetimi"nin kamu sektörüne hakim kılınması. Yani bilgiyi elde etmek, depolamak ve paylaşıma açmak için doğru süreçlerin belirlenmesi ve organizasyonu oluşturan insanlar ve süreçlere uygun donanım ve yazılımın belirlenerek teknolojinin inşa edilmesi… Burada öncelik "insan" faktöründe. Konu e-devlet olduğuna göre toplumun tamamından söz ediyoruz.

Mesele böyle konumlanınca haberler bizim açımızdan pek iyi değil. Çünkü parametreler değişiyor. Yani maalesef burada tekil hizmetlerin sunum olgunluğuna odaklanan Capgemini araştırmasının sonuçlarıyla veya Brown Üniversitesi'nin Türkiye'yi global e-devlet endeksinde ilk ona sokan fantastik yaklaşımıyla karşı karşıya değiliz! Zafer sarhoşluğundan ayılıp, meseleye e-devletin (ve tüm devlet yapılanmasının) varoluş ve meşruiyet nedeni olan toplumsal ve insani fayda açısından baktığımızda haberler kötü ve elbette bu bir sürpriz değil. Birleşmiş Milletler araştırmasında 192 ülke arasında 76. Sıradayız. Yani 2005'ten beri 16 sıra geriye gitmişiz! 0-1 arasında konumlanan değerler açısından 2005 endeksimiz 0.4960 iken 2008 endeksimiz 0.4834. Ekvator ile Sırbistan arasındayız. O dönüşmekten pek korktuğumuz Malezya 34, Birleşik Arap Emirlikleri 32, Suudi Arabistan 70. sırada… Bu arada Bosna dışında Avrupa'dan tek bir ülkenin bile altımızda yer almadığını eklemek lazım. Eğitim, katılım, kullanım gibi alt kategorilere indikçe durumumuz daha acıklı bir hal alıyor! Ne yapacağız, Mısır'ın, İran'ın, Kazakistan'ın önünde olduğumuz için gurur mu duyacağız?

Kendimizi kandırmayalım: e-devlet "bilgi toplumu"na açılmadan anlam ifade etmediği gibi, tek başına ayakta bile durmuyor. Bilgi yönetimiyle işleyen bir ağ yönetişimi, vatandaşlar açısından daha iyi, daha geniş seçenekli ve daha kişiselleştirilebilir e-devlet hizmetleri demek olduğu kadar, paralarının nereye harcandığını denetleyebilecekleri daha şeffaf, sorumlu ve hesap verebilir bir organizasyon anlamına da geliyor. Yani toplum devletin önünde geliyor, tersi değil.


BThaber, s:654, 21-27 Ocak 2008

10 Aralık 2007

Nerde bu e-devlet? Nerde bu e-devlet?

Önce OECD, sonra AB/Capgemini araştırması derken, Türkiye'de e-devlet faaliyetleri ölçülmeye ve biçilmeye başlandı. Bu en "hızlı" olduğumuz alanda yeterince başarılı mıyız?

"Bilgi Toplumu Dairesi" internet sitesine bakıyorum ve "toplum" sözcüğünü aratıyorum: sadece "bilgi toplumu stratejisi"nde ve kurumun kendi adında geçiyor. "E-devlet" sözcüğü ise her yerde... Sahi, bu kurumun adını niçin "e-devlet genel müdürlüğü" yapmıyorlar ki? Stratejiye de "e-devlet stratejisi" der ve "başarının" tadını çıkarırdık! Peki, her konuda yaptığımız gibi devleti toplumun önüne koyup bilgi toplumunu da e-devlete indirgediğimizde, yeterince başarılı mıyız bakalım?

OECD Türkiye'de e-devlet çalışmalarıyla ilgili bir rapor yayınladı. Rapor "ülke talebi" üzerine yapıldığına göre, bu bir başarı aslında. Demek ki kendimize güveniyoruz. Rapor da "hacimde ve değerde yüksek işlemlerin çevrimiçi kılınmasıyla önemli başarılara imza atıldığını" ilan ediyor zaten. Ama sonra tatsız konular ortaya çıkıyor. Önce "belden aşağı", yani "yatırımın geri dönüşü" meselesinden vuruluyor: yatırımlarda gerçek iş modellerinin temel alınmamasından yatırımın geri dönüşü ile ilgili bilgi yokluğuna, maliyet/fayda analizlerinin uluslararası standartlarda gerçekleştirilememesinden proje ve değişim yönetimi becerilerinin eksikliğine, kullanıcı faydasının ölçülememesinden yerel yönetimlere yol gösterilememesine, mükerrerlik riski ve karşılıklı işlerlik sorunlarından tüm yönetimi kapsayacak kurumsal mimari planlamasının ortada olmayışına kadar bir dizi "teknik" sorun…

Bu yıl kamu BİT harcamaları yaklaşık 800 milyon YTL. Bunun yarısına yakınını Milli Eğitim Bakanlığı harcamış. Her ne kadar savunma harcamaları dâhil edilmese de, buna sevinmeliyiz elbette. Ama geri dönüşü ölçebilseydik, kalıcı adımlar attığımızı bilerek yolumuza daha da güvenle devam etmez miydik? Bu, "teknik" değil, yönetsel bir soru. Tıpkı "e-devlet kapısı"nın bir türlü gerçekleştirilememesi gibi… Zaten raporun asıl belalı bölümü de yönetsellikle ilgili. Rapor e-Dönüşüm Türkiye İcra Kurulu'nun bırakın bilgi toplumunu e-devlet projesini yönetmek için bile sınırlı kaldığını, kurulun yalnızca geniş ölçekli projelerle ilgilenip ve geri kalanı için daha yaygın bir yapının düşünülmesi gerektiğini ileri sürüyor. Ayrıca, elektronik işlemler ve kişisel veri güvenliği başta olmak üzere kapsamlı bir düzenleme çerçevesi olmadan bir adım bile atılamayacağını iddia ediyor. "Burası Türkiye, burada hepimizin bilgisi ulusal" demekle olmuyor! Birilerinin güvenip de e-devlet hizmetlerini kullanması lazım!

Raporda bu kadar tatsızlık yetmezmiş gibi, bir de "toplum" meselesi var tabii. Genişbantın geliştirilmesi ve internetin yaygınlaştırılması, telekom vergilerinin düşürülmesi, internet kafelerin birer özendirici odak haline getirilmesi vb. İşimiz zor! 5651 sayılı sansür yasası ve buna dayanarak çıkarılan internet evleri yönetmeliğinin derdi sayısal uçurum değil herhalde. Bu arada, e-devlet skorlarımızın "Avrupa'ya yakın" olmasıyla övündüğümüz AB/Capgemini 2007 e-devlet araştırmasının vardığı sonuçlar da OECD'ninkilerden pek farklı değil! Övünüyoruz da, yeterince çalışmıyoruz galiba…

BThaber, s:648, 3 - 9 Aralık 2007

26 Kasım 2007

Toplum devlete, bilgi toplumu da e-devlete kurban olsun!

Güncelleme indiremiyoruz, işletim sistemi kökü dışarıda diye kabul etmiyor. Küresel ağlarla bağlantımız kesiliyor, yazılımlar anlaşamıyor, güvenlik duvarı izin vermiyor… Cumhuriyetin 1. sürümünde takılıp kalmışız!

Bilgi ve iletişim teknolojileri ile ilgili politikaların "geleneksel gündem" oluşturduğu aylardayız. Zirveler, kongreler, konferanslar birbirini izliyor. Mesela, "İnternet Konferansı"nın on ikincisi yapıldı. Gündem gelenekselleşti, ama konuşulanlara ve taleplere bakılırsa çözümsüzlük de gelenekselleşti. Hala "bilgi toplumuna nasıl yöneleceğiz" diye soruyoruz! Hala "bu işin bir bakanlığı mı olsa" diye tartışıyoruz! Bu soruların, tartışmaların muhatapları her zaman olduğu gibi günü kurtarmaya çalışıyor. Aralarındaki iktidar mücadelesinden fırsat bulduklarında aldıkları e-devlet ödülleriyle övünmekten de çekinmiyorlar. Toplumu devlete kurban etme ezberlerini bilgi toplumunu e-devlete indirgeyerek gösteriyorlar. Faaliyette bulundukları bu tek alanda bile OECD, AB karnelerinde düşük notlar alıyorlar, ama kimin umurunda?

Bu arada bizler de her sonbahar aynı konuları tartışıp sesimizi duyurmak için cebelleşiyoruz. Ama kime konuştuğumuz da pek belli değil. Hükümete mi, bürokrasiye mi konuşacağız? Nerde bu iktidar! Nerde bu iktidar! Belki de hep beraber toplanıp, bütün çatışmalı iktidar odaklarının bir arada olduğu bir platforma, yani Milli Güvenlik Kurulu'na başvurmalıyız! İşe yarar mı dersiniz? Dinlerler mi? Emir demiri keser mi?

Cumhuriyetin 1. sürümünde takılıp kalmışız. Yamalar açıkları artırıyor, güncelleme indiremiyoruz, işletim sistemi kökü dışarıda diye kabul etmiyor. Küresel ağlarla bağlantımız sık sık kesiliyor, ya yazılımlar anlaşamıyor ya da güvenlik duvarı izin vermiyor…

Bu absürd sayıklamalar bir yana, bunca yıldır bir arpa boyu yol gidememişsek, bu meseleyi doğal olarak dert edinmiş olan taraflarda, sektörde, bilişim sivil toplum kuruluşlarında, meslek örgütlerinde, akademilerde hiç mi kabahat yok? Bir sektörün "stratejik" olabilmesi için öyle davranması gerekir! Haydi, "iş dünyası" işini şu ya da bu şekilde görmeye odaklanmış, stratejiyle "işverenlerini" ürkütmek istemiyor, diyelim; peki STK'lar, akademi ne yapıyor? Zirve, konferans düzenliyor, rapor yazıyor, demeç veriyor…

Ama olmuyor işte! Eylem gerekiyor. Birlik gerekiyor, katılım gerekiyor, yüksek ses gerekiyor, "muhatap" olmak gerekiyor! Madem bu sektörün stratejik olduğuna inanıyoruz, o zaman sektör dışındaki güçlerle konuşup anlaşmak gerekiyor… Başka türlü kim dinler ki sizi? "Hacminiz kadar konuşun" derler, diyorlar da. Hacmimizin ne kadar olduğu da malum! Oysa hayatın her alanına sirayet etmiş durumdayız. Gücümüz buradan geliyor. Güçle konuşsak, o zaman dinlerler.

Şimdi durup, bir araya gelip kendi stratejilerimizi gözden geçirmenin zamanı. Yoksa bir on beş yılı daha böyle tüketiriz…

BThaber, s:646, 19 - 25 Kasım 2007

02 Temmuz 2007

“Bilgi toplumu” ve demokrasi

Demokratik bir katılımla oluşturulmamış hiçbir politika, hiçbir strateji, tüm tarafların uzlaşısıyla önceliklendirilmemiş hiçbir eylem planı “ulusal” sıfatını hak etmiyor. Demokratik olmayan kalkınma, ulusu değil çokulusluları kalkındırıyor.

9. Kamu Bilişim Platformu Konferansı açılış konuşmalarında TBD Başkanı’nın yeni internet suçları yasasının uygulanamazlığına vurgu yapması yerinde olmuş. Darısı Anayasa Mahkemesi’ne… Ama ben asıl DPT Müsteşar Yardımcısı Halil İbrahim Akça’nın söylediklerine takıldım. Çünkü Menteş’in söz konusu yasanın tüm itirazlara rağmen apar topar geçirilmesi ile ilgili sözlerinin ardından, Akça, “Bilgi Toplumu Stratejisi”nin “dönüşüm” fikrinin gelişme şekli hakkındaki memnuniyetini açıklıyor ve bu sürecin “bugün tüm toplumun malı olacak hale gelmesinden büyük onur ve mutluluk” duyduğunu ifade ediyordu.

Bu köşede söz konusu “strateji”nin oluşma sürecindeki yönetişim kaçkını, katılıma, dolayısıyla da uzlaşıya kapalı tavrı defalarca eleştirdim; ortaya çıkan sonucun “bilgi toplumuna dönüşüm”ü kuşatmaktan uzak, çünkü topluma uzak, salt kamu kesimindeki mekanik e-devlet uygulamalarıyla sınırlı bir eylemler sıralaması olduğunu iddia ettim. Strateji belgesinin bu zaafı, e-Dönüşüm Türkiye İcra Kurulu “katılımcısı” STK’ların ilgili raporlarında da kamuoyunda da çokça eleştiri aldı. Dolayısıyla, Türkiye’de bilgi toplumuna dönüşümün önünde açık seçik bir engel oluşturan ve tüm topluma pahalıya mal olan bir yasanın kanunlaştırma şekli STK yetkilisi tarafından eleştirilirken, “e-dönüşüm koordinatörü” DPT yetkilisinin ufku e-devlet koordinasyonu ile sınırlanmış bir “dönüşüm hamlesi”nin temelinde yatan stratejinin taraflara kapalı yapısından ulusallık çıkarsaması yapması tanıdık, ama meşru değil.

Devletin “ulvî” menfaatleri bir yanda, “rızkına razı kul” statüsü uygun görülmüş gerçek toplum öte yanda, ortada da “denge unsuru” olarak soyutlaşıp yok olana dek yüceltilmiş bir “millet”… Bu perspektiften bakıldığında, devlet bir şeyi düşündüğünde bile o topluma mal oluyor zaten! “Tarafsız”, “sınıfsız”, yekpare bir magma…

Bu ülkede kamu otoritesi, adına “kamu kaynağı” denilen ulusal kaynağı hep kendi malı olarak gördü. Çünkü kendisini “milletin aklı” saydı. Ama içerde hava ağır da olsa dışarıda fırtınalar esiyor. Artık bu formüle dünya izin vermiyor. Demokratik bir katılımla oluşturulmamış hiçbir politika, hiçbir strateji, tüm tarafların uzlaşısıyla önceliklendirilmemiş hiçbir eylem planı “ulusal” sıfatını hak etmiyor. Ulusal kararın yokluğunda, stratejiler başkalarının politikasına göre biçimleniyor. Demokratik olmayan kalkınma, ulusu değil çokulusluları kalkındırıyor.

Seçiminizi aklınızla yapın, hayal gücünüzü gelecek için kullanın. Demokrasi güçtür, ama gücü hak etmek gerekir.


BThaber, S: 626, 25 Haziran, 1 Temmuz 2007

17 Nisan 2007

E-polis devleti

İnternet içeriğinin sansürü için yeni bir “e-devlet hizmeti” geliyor! E-devlet, “e-polis devleti”ne doğru evriliyor…

Devletin bilgi toplumu stratejisini mekanik e-devlet projelerinden ibaret görme saplantısı mantıksal sonuçlarından birini daha verdi. Ulaştırma Bakanlığı’nın “elektronik ortamda işlenen suçların önlenmesi” ile ilgili tasarısı, internet içeriğinin izlenmesi, denetlenmesi ve sansür edilmesi için yeni bir “e-devlet hizmeti” öngörüyor! Telekomünikasyon Kurumu bünyesinde “Bilişim Güvenliği Başkanlığı” kuruluyor. Bilgiyi kendi malı kabul eden devlet, kulları arasındaki iletişimi denetlemeyi de hak olarak görür tabii. Hükümetin iftihar ettiği e-devlet atılımı, “e-polis devleti”ne doğru evriliyor!

“Hukuk devleti”, pratik olarak hukukun yurttaşlar lehine ve devlete rağmen üstün kılınmasıdır. Çünkü devletler, her zaman ve her yerde “düzenleme”den “denetleme”yi anlarlar. “Güvenlik” ile “hak ve özgürlükler” arasındaki dengenin teminatı, hukuk devleti ilke ve kuralları çerçevesinde ancak yurttaş inisiyatifleri ve sivil toplum girişimleri ile sağlanır. Bu inisiyatifin şu ya da bu nedenlerle engellendiği, baskı altına alındığı ve yıldırıldığı durumlar, Çin’de olduğu gibi, “devlet güvenliği” gerekçesiyle bir elektronik foruma mesaj yollamanın ölüm cezasıyla tehdit edildiği “düzenleyici mevzuat”larla sonuçlanabilir.

Bu aşırı bir örnek sayılabilir, ancak mantık her zaman sonucuna ulaşma eğilimindedir. Denetleme ABD ya da AB’de olduğu gibi “çocuk pornografisi” ve “ırkçı söylemler”in denetlenmesi maskesiyle başlar, giderek tüm iletişimin denetlenmesi ve sansür edilmesi çabalarıyla sonuçlanır. Türkiye’de yaşanan da tam olarak bu!

“Çocuk pornografisi” işin bahanesi. Hükümet bu konuda ciddi olsaydı, 2001’den beri çocuk pornografisine yönelik ek protokolü imzalamamakta ayak diremez veya on yıl önce imzalanan Çocuk Hakları Sözleşmesi’nin gereklerini yerine getirirdi. Çocuk emeğinin sömürülmesi, çocuk suçluların sayısındaki artış, fiziksel şiddete uğrayan çocukların sayısındaki patlama göz önünde bulundurulduğunda, çocuk tacizi gündelik hayatımızın bir parçası haline gelmiş durumda.

Hükümet bu “verimli” bahaneyi kullanarak iletişim ve ifade özgürlüğünü kısıtlamayı, denetim ve sansürü meşrulaştırmayı amaçlıyor.

Bugün müstehcenlik, yarın kumar derken, her türlü muhalif içeriğin sansür edilmesinin yolu açılıyor. Nitekim tasarının “zararlı içerik” tanımı ve 301 dâhil olmak üzere referans olarak verilen TCK maddeleri bunu açıkça gösteriyor.

Hukuk devleti ilke ve kuralları, asıl yurttaşların iletişim ve ifade özgürlüğünü korumasını meşru kılıyor.

Bu en temel topluluk haklarımızı korumak yalnızca bilişim sivil toplum kuruluşlarının değil hepimizin görevi.

İster "elektronik" ister "ekonomik" isterse 220 v şehir "elektriği "olsun, e-polis devleti bildiğimiz “polis” ve “devlet” sözcüklerinin “yenilikçi” bir sentezinden ibaret olacak; ve inanın, uyruklarını “e” önekine göre yönetmeyecek.

“Net hakkında hala coşkuluyuz, tıpkı Walt Whitman’ın trenler ve telgraf hakkında duyduğu coşku gibi. O trenlerin ve telgrafın bizi birleştireceğini, bizden bir topluluk yaratacağını düşünüyordu. Trenlerin bir gün toplama kamplarına da gideceğini öngöremezdi elbette.” (Andrei Codresku)

BThaber, 16 - 22 Nisan 2007 / s:616 (geliştirilmiş versiyon)