internetimedokunma etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
internetimedokunma etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

17 Ocak 2012

#SOPA ’nın ucu hepimize dokunacak!


Geçen yüzyılın kafasıyla bu yüzyılın internetini düzenlemeye kalkan bu zihniyete, sadece ülkenizde değil her yerde dur demek zorundasınız. Çünkü birer “netdaş” olarak artık gerçekten de dünya vatandaşısınız...

Oyunun Kuralı - Yeni ekonominin tekerine #SOPA sokmak


Tüm sosyal medya bu etiketle kaplanmış durumda. Çünkü taslak yasalaşırsa, bunun “bildiğimiz haliyle internetin ölümü” olacağı görüşü hakim.  

22 Temmuz 2011

Oyunun Kuralı - Türkiye, AGİT bölgesinde devlet eliyle zorunlu filtre uygulamaya kalkan ilk ve tek ülke

"Türkiye, 22 Ağustos’ta, 56 ülkeden oluşan AGİT bölgesinde devlet eliyle zorunlu filtre uygulayan ilk ve tek ülke olacak.”


Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı (AGİT), 8 Temmuz 2011 tarihinde, “İnternette İfade Özgürlüğü: AGİT üyesi devletlerde internet ile ilgili ifade özgürlüğü, bilginin özgür akışı ve medya çoğulluğu hakkındaki yasal önlemler ve uygulamalara dair bir çalışma” başlıklı raporunu yayınladı. AGİT Medya Özgürlüğü Temsilcisi Dunja Mijatović’in, raporun yazarı, internet hukuku ile ilgili konularda dünya çapında bir otorite sayılan, Bilgi Üniversitesi Hukuk Fakültesi öğretim üyesi Prof. Dr. Yaman Akdeniz’le birlikte Viyana’da sunduğu rapor, tüm AGİT bölgesinde internet özgürlüğünü inceleyen en kapsamlı çalışma.


Raporda Türkiye ile ilgili de bir hayli malzeme olması, internet özgürlüğü konusundaki sabıkamız düşünüldüğünde normal. Nitekim rapor, “sites.google”, “last FM”, “wordpress”, “blogger” gibi popüler örneklerin yanı sıra erişime engellenen çok sayıda politik, muhalif internet sitesine de değinerek bu sabıkayı tescilliyor ve sorunun kaynağını, Avrupa Birliği başta olmak üzere uluslararası hukuk kurallarını çiğneyen 5651 sayılı internet sansür yasası ve fikri hak düzenlemelerinde görüyor.


Raporun en önemli çıktılarından biri, BTK’nın 22 Ağustos’ta uygulamaya koyacağı, “güvenli internet” adı altında “sansürlü internet”i genelleştirecek filtre uygulaması hakkında. Bu uygulamanın, Avrupa Konseyi’nin Nisan 2011 tarihli “İnternet’in Evrenselliğini, Bütünlüğünü ve Açıklığını Korumak ve Geliştirmek” kararı ile bir internet sansürü olarak ilan edildiğini daha önce bu köşede yazmıştım. AGİT raporu çok daha açık ve seçik bir teşhiste bulunuyor. Filtre uygulamalarının interneti sansürlemek için kullanılan yöntemlerden biri olduğunu ve dolayısıyla filtre içeriklerinin bağımsız sivil toplum örgütleri tarafından dikkatle izlenmesi gerektiğine dikkat çekiyor. Bizdeki internet kafeler ve kamusal erişim alanlarındaki zorunlu ve şeffaf olmayan filtre uygulamalarını da eleştirdikten sonra vurucu cümle geliyor: “Türkiye, 22 Ağustos’ta, 56 ülkeden oluşan AGİT bölgesinde devlet eliyle zorunlu filtre uygulayan ilk ve tek ülke olacak.”


Yani BTK’nın kendisini savunmak için ileri sürdüğü, “birçok ülke filtre uyguluyor” iddiası resmen çürütülmüş oluyor. Çünkü bu ülkeler filtreyi devlet eliyle hazırlayıp, merkezi biçimde ve zorunlu olarak herkese dayatmıyor. Yani Türkiye, 22 Ağustos’tan sonra resmen Çin, İran, Suudi Arabistan liginde yer alacak...


BThaber, 18 - 24 Temmuz 2011 / s:830

Oyunun Kuralı - İnternet erişimi anayasal hak olmalıdır

İnternet erişimi ile ilgili talepler artık bu ülkedeki hak ve özgürlükler platformlarının, demokratik anayasa hareketlerinin ve sivil toplum alanının ayrılmaz bir parçasıdır. Yeni dönemde, demokratik hak arayışının, sadece internette sansüre karşı çıkmakla yetinmeyeceğini, internet erişim hakkının anayasaya eklenmesi için de mücadele edeceğini göreceğiz.


Bir önceki yazımda, Birleşmiş Milletler’in 4 Haziran 2011 tarihinde internet erişimini temel bir insan hakkı olarak kabul ettiğini; Avrupa Konseyi’nin de 19 Nisan 2011’de internet erişim hakkını Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ne eklediğini belirtmiştim; her iki sözleşmeye de imza koyan taraf olarak, ülkemizin bu kararları iç hukukuna uyarlama yükümlülüğünün bulunduğunu da.


Bu iki karar öncesinde İzlanda ve Finlandiya, internet erişimini temel haklardan biri olarak anayasalarına eklemişlerdi. Şimdi, başta AB ülkeleri olmak üzere, bir çok ülkenin bunu yaptığına tanık olacağız. Dolayısıyla bir çok ülkede bu temel hakkı ihlal eden sansürcü, baskıcı düzenlemeler, mesela internet erişimini kısıtlamaya yönelik Fransız HADOPİ yasası gibi yasalar da anayasa mahkemeleri tarafından iptal edilecek.


Her iki karara eşlik eden ve kararla birlikte kabul edilen raporlar, ülkemizdeki 5651 sayılı internet sansür yasası ve 22 Ağustos’ta yürürlüğe girmesi beklenen devlet eliyle topyekun internet filtrelemesi gibi düzenlemeleri, açık seçik bir biçimde internet sansürü olarak mahkum etti ve artık temel insan hakkı haline gelmiş bulunan internet erişim hakkını ihlal ettiğine karar verdi. Dolayısıyla internet erişimini temel hak olarak anayasamıza eklesek de eklemesek de bu sansürcü düzenlemeleri iptal edip bu hakkı koruyan düzenlemeler yapmakla yükümlüyüz.


Ama, internet erişiminin temel hak olarak tanınması, onun, yeni, sivil ve demokratik bir anayasanın vaz geçilmez unsurlarından biri olmasını gerektirir. İnternetin gayri-merkezi, tarafsız, sınır-aşan ve etkileşimli doğası, onu düşünce, ifade, bilgi ve haber alma özgürlüğünün asli parçası kılmaktadır. Dahası, internet erişimi en az seyahat özgürlüğü kadar temel bir insan hakkı olarak tanınmak zorundadır.


Bu bağlamda, internet erişimi ile ilgili taleplerin artık bu ülkedeki hak ve özgürlükler platformlarının, demokratik anayasa hareketlerinin ve sivil toplum alanının ayrılmaz bir parçası olduğu söylenebilir. Yeni dönemde, demokratik hak arayışının, sadece internette sansüre karşı çıkmakla yetinmeyeceğini, internet erişim hakkının anayasaya eklenmesi için de mücadele edeceğini göreceğiz.


Demokrasiyi bir türlü içine sindiremeyen iktidarlar ve giderek etkisizleşen temsiliyet mekanizmaları bunu bir tehdit olarak algılayacaktır. Ama unutulmasın ki, bu, halkın onları demokrasi için tehdit olarak algılamasından başka bir sonuca yol açmaz!


BThaber, 4 – 10 Temmuz 2011 / s:828

Oyunun Kuralı - İnternet erişimi temel bir insan hakkıdır

Yaptıklarımız yapacaklarımızın teminatıdır” diyen Başbakan, yaptıklarını sürdürüp, Türkiye’yi taraf olduğu sözleşmeleri ve kendi vatandaşlarının hak ve özgürlüklerini açıkça ihlal eden bir ülke konumuna mı sokacak, yoksa demokratik bir hukuk devletine yakışmaya mı çalışacak, göreceğiz.


Birleşmiş Milletler, 4 Haziran 2011'de gerçekleştirilen genel oturumunda, İnsan Hakları Konseyi’nin "Düşünce ve İfade Özgürlüğünün İlerletilmesi ve Korunması" raporunu onayladı: Yani, internet erişimini bir insan hakkı olarak tanıdı. Ülkemizi de bağlayan bu karar, başta Fransız HADOPI yasası gibi vatandaşları internet erişimini kesmekle tehdit eden düzenlemeler olmak üzere, her türlü internet sansürünü insan hakkı ihlali haline getiriyor. Bu arada, raporun c/39 bendinin internet sansür yasamız 5651’i düşünce ifade özgürlüğünü ihlal eden bir düzenleme olarak tescil ettiğini de belirtelim.


Avrupa Konseyi'nin Strasbourg'da 18 - 19 Nisan 2001'de gerçekleştirdiği konferansında onayladığı "İnternet’in Evrenselliğini, Bütünlüğünü ve Açıklığını Korumak ve Geliştirmek" başlıklı kararı ise, internet erişimini Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'ne ekledi. Devletimizin bu sözleşmede de taraf olduğunu ve tüm hükümlerini iç hukukuna uygulama yükümlülüğü bulunduğunu hatırlatalım. Karar, bu erişimin her türlü devlet müdahalesinden uzak bir biçimde güvence altına alınmasını bildiriyor. Sansürcü müdahalelere devlet eliyle internet filtrelemesini de açık seçik bir biçimde ekleyerek, 22 Ağustos'ta yürürlüğe girmesi beklenen filtre uygulamasını da bir insan hakkı ihlali olarak tescil ediyor bu karar.


Türkiye üçüncü AKP iktidarına girdi. “Yaptıklarımız yapacaklarımızın teminatıdır” diyen Başbakan, yaptıklarını sürdürüp, Türkiye’yi taraf olduğu sözleşmeleri ve kendi vatandaşlarının hak ve özgürlüklerini açıkça ihlal eden bir ülke konumuna mı sokacak, yoksa demokratik bir hukuk devletine yakışmaya mı çalışacak, göreceğiz.


Artık yeni anayasayı tek başına yapacak çoğunluğa sahip olmadığına göre, iktidar, giderek yükselen demokratik anayasa iradesinin, devlet eliyle sansürlenmeyen internet erişiminin de anayasal bir hak olarak tanınması talebine kulak vermeli. Aksi takdirde, vatandaşların diğer demokratik haklarını kullanarak iktidarın bu ve benzeri talepleri duymasını sağlayacağından kimsenin kuşkusu olmasın.


BThaber, 20 - 26 Haziran 2011 / s:826

Oyunun Kuralı - eG8 Forumu ve devletlerin interneti kontrol etme hayali

Eski ekonomi ve bunların internetteki kurumsal uzantılarının çıkarlarını koruyan devletler ile internetin gerçek sahipleri arasındaki savaş giderek kızışıyor.


“İnternet dünyasının Davos’u” diye lanse edilemeye çalışılan ve G8 Zirvesi öncesinde yapılan eG8 Forumu, Fransa Devlet Başkanı Nicholas Sarkozy’nin yüzünde patladı! Sarkozy, sansür, gözetim ve denetimin kendi dilindeki karşılığı olan “Uygarlaştırılmış İnternet” diye adlandırdığı “şey”in promosyonunu yapmaya çalıştı. Olmadı. Devletleri interneti kolonileştirmeye çağıran bu ses büyük tepki topladı. İnternet dünyasının önemli isimlerinden bir çoğu Foruma katılmadı. Katılanlar da Sarkozy’ye cevabını vermeye geldiler.


İnterneti “uygarlaştırılması” gereken bir “Vahşi Batı” olarak gören bu söylem temelsiz bir mite dayanıyor. İnternet yasadışı, toplumun ahlak ve yasalarının uygulanmadığı bir alan değil. Bu yasaların bir çoğu internete zaten uygulanıyor; bazı yasalar uygulanamıyorsa, bu uygulanamaz oldukları için. Dolayısıyla internet kuralları değiştirmek ve geliştirmek için demokratik bir fırsat sağlıyor. Bu başka bir şey, tüm insanlığın malı olan internetin sadece devletlerin denetiminde olmasını istemek başka bir şey. Sarkozy bu düşüncesini, demokrasinin, dolayısıyla halkın tek temsilcisinin devletler olduğu iddiasına dayandırıyor. Gitsin bunu Tunuslulara ve Mısırlılara anlatsın!


Ünlü gazeteci Jeff Jarvis, Forumda Sarkozy’nin yüzüne, “zarar verme, sana düşen tek şey bu” dedi. Lawrence Lessig, “bu Forumda interneti gerçekten temsil edenler yok, internetin geleceği ise zaten burada değil. İnternetin neye benzeyeceğini tasarlamayı sizlere bırakacak değiliz. İnternet, mimarisi gereği dışardan gelenleri inovasyona teşvik eder ve yerleşikleri tehdit eder: Murdoch gibileri, sizin gibileri” dedi. Yochai Benkler, “20. Yüzyılın kafasıyla 21. Yüzyıl ekonomisine yön vermeye çalışıyorsunuz. Boşuna” dedi. İnternetin en önemli sivil toplum kuruluşları ise ortak bir bildiri yayınlayarak, Forumu “açık ve tarafsız internete yönelik bir tehdit” olarak ilan etti. Google, Facebook, Twitter gibi şirketlerin yöneticileri de bu itiraza katıldı.


Eski ekonomi ve bunların internetteki kurumsal uzantılarının çıkarlarını koruyan devletler ile internetin gerçek sahipleri arasındaki savaş giderek kızışıyor.

BThaber, 9 – 12 Haziran 2011 / s:824

Oyunun Kuralı - İnternet tarihinin en kitlesel protesto eylemi Türkiye’ye nasip oldu!



15 Mayıs 2011, sadece Türkiye için değil, dünya interneti için de tarihi bir gün oldu. Şimdiye kadar internetle ilgili olarak gerçekleştirilmiş en kitlesel sokak eylemi, internet sansürünü protesto etmek için İstanbul’da, İstiklal Caddesi’nde yapıldı. Yaklaşık kırk beş, elli bin kişi Taksim’de toplandı ve Tünel’e kadar yürüdü. Daha doğrusu yürüyemedi, çünkü kortejin başı Tünel’e vardığında sonu hala Taksim Meydanı’ndaydı!


“İnternetime Dokunma” eyleminin bir başka eşsiz özelliği de Türkiye’nin 19 ilinde eşzamanlı olarak gerçekleşmesiydi. İstanbul’un yanı sıra, İzmir, Bursa, Ankara, Antalya, Adana, Kocaeli, Mersin, Kayseri, Eskişehir, Afyonkarahisar, Samsun, Muğla, Denizli, Konya, Gaziantep, Ordu, Isparta, Elazığ’da insanlar aynı taleplerle, aynı pankartlarla yürüdüler.


Eylem tamamen internet, özellikle de sosyal medya üzerinden organize edildi. İnsanlar pankartlarını kendileri hazırladı. Sözlükler, Bobiler gibi Türkiye’nin internet evrenine yaptığı orijinal katkıların dinamik unsurlarının yanı sıra, 56 sivil toplum kuruluşunu bünyesinde toplayan İnternet Sansürüne Karşı Ortak Platform, Sansüresansür, Alternatif Bilişim Derneği, İNETD, Netdaş, mühendis odaları, emek örgütleri, Genç Siviller, çeşitli sol örgütler, kadın örgütleri, LBGT, kısacası internette sansüre karşı olan herkes sokaktaydı.


Niçin mi? Türkiye’nin internet sansürcüsü ülkeler liginde baş döndürücü yükselişine karşı yürüdüler. 5651 sayılı sansür yasası ile sansürlenen on binlerce site yetmezmiş gibi, BTK’nın son dönemde kalkıştığı, Kafka ve Orwell romanlarını aratacak, hukuk dışı ve akıl almaz filtre dayatmaları, yasak sözcük listeleri, siyasi video avı, sosyal medya düşmanlığına karşı yürüdüler. İnternette başlayan istibdat devrini sonlandırmak için yürüdüler.


Umarım hükümet, internet tarafından paçavraya çevrilen geleneksel medyanın sağırlığına uyup bu yüksek sesi duymazlık etmez. Çünkü bu sesin sahipleri hakkını, hukukunu ve özgürlüğünü korumaya kararlı... Kimsenin vatandaşa çocuk muamelesi yapmaya hakkı yok. Çünkü bu eylem, Türkiye’de “Devlet Baba – Ergen Vatandaş” ikileminin bittiğinin resmidir.


Bu eylem, internet kullanıcılarının gururu, onları eyleme zorlayan zihniyetin utancı olarak geçti tarihe.


BThaber, 23 - 29 Mayıs 2011 / s:822

Oyunun Kuralı - Abdülhamit internete girerse...

TİB son zamanlarda çok çalışıyor. Önce "güvenli internet" adı altında sansürlü internet filtre uygulamasıyla Türkiye’nin internet sansürü konusunda edindiği haklı ünü bir adım öteye taşıdı. Hemen arkasından gelen bu sözcük yasaklama eylemi ise, bizi sansürcüler liginde fantezi kategorisine sokmuş bulunuyor.


Kurulduğunda "İnternet Muzır Kurulu" ilan ettiğim Telekomünikasyon İletişim Başkanlığı, nihayet bu adı sonuna kadar hak ettiğini hepimize kanıtladı. 28 Nisan 2011 tarihinde internet hizmet sağlayıcılarına gönderdiği bir bildirim, "İnternette Abdülhamit Devri"ni başlattı! TİB, gündelik dilde sıkça kullandığımız, aralarında "yasak", "hikaye", "haydar", "adrianne" gibilerinin de bulunduğu 138 sözcüğün internet alan adlarında kullanımını yasakladı.


TİB son zamanlarda çok çalışıyor. Önce "güvenli internet" adı altında sansürlü internet filtre uygulamasıyla Türkiye’nin internet sansürü konusunda edindiği haklı ünü bir adım öteye taşıdı. Hemen arkasından gelen bu sözcük yasaklama eylemi ise, bizi sansürcüler liginde fantezi kategorisine sokmuş bulunuyor. Muhtemelen son zamanların internette en çok dalga geçilen ülkesi haline gelmiş durumdayız.


Tepkiyi gören TİB yetkilileri, hemen bir basın açıklaması yayınlayarak söz konusu olanın "yasaklama" değil "dikkat çekmek" olduğunu ileri sürdü. Ama bildirimlerini okuyan herkes, sık sık kullanılan "cezai müeyyide" uyarısının yasaklamak anlamına geldiğini bildiğinden, bu basın operasyonu kadük oldu.


Bir görüşe göre, TİB bu tip adımlarla hepimizin tepki düzeyini ölçüyor. Bir başka görüş de bu "devlet baba – ergen vatandaş" tavrının devletimizin genlerinde olduğunu, bu tavrın anakronizmi konusunda onları ikna edecek bir tepki göstermek gerektiği yolunda.


TİB’i yetkilendiren 5651 sayılı sansür kanunu, her ne kadar absürd olsa da TİB’e böyle bir yasaklama yetkisi vermiyor. Dolayısıyla bildirimleri hukuk dışı. Bunu onlara öğretecek bilgi edinme başvuruları ve suç duyuruları yapıldı bile. "Sansürlü İnternet" filtre projelerinde de hukukun acı ilacını tadınca, eski sıradan sansür günlerimize geri döneriz. Belli ki anladıkları tek dil bu. Yoksa bütün dünya bize gülüyormuş, sayelerinde Türkiye teknoloji iktisadında müthiş zarar ediyormuş, umursadıkları yok. Ha, bir de, sokağa çıkıp oradan (ve medyadan) seslendiğimizde duyuyorlar bizleri.


BThaber, 9 - 15 Mayıs 2011 / s:820

Oyunun Kuralı - “Güvenli internet”, sansürlü internet midir?

İnternete yönelik olumsuz düzenleme serisinin bu yeni ürününde, sansür, erişim engelleme yoluna başvurulmadan, doğrudan hizmet sağlayıcılar üzerinden ve keyfi (yani hukuksuz) bir şekilde oluşturulan filtreler ile uygulanacak.


Bilgi Teknolojileri Kurumu, internet sansürü yolunda yeni bir adım attı ve bunu mümkün olduğunca gürültü çıkarmadan yaptı. 22.02.2011 tarihinde “İnternetin Güvenli Kullanımına İlişkin Usul ve Esaslar” adı altında alınan kurul kararı sessiz sedasız bir biçimde yayınlanarak yürürlüğe girdi. Yönetmelik ilk bakışta “çocuk ve aileyi korumak” amacına yönelik görünüyor. Ama belge incelendiğinde amaçlananın bundan çok daha fazlası olduğu görülüyor. Gerçi, devlet hepimize çocuk muamelesi yapmaya alıştığından, internet sansürünü yaygınlaştırmaya ve hukuksuz bir meşruiyet kazandırmaya yönelik bu çaba da, “Devlet Baba”nın biz “çocuklarını” gerçeklikten koruma misyonu içerisinde değerlendirilebilir.


İnternete yönelik olumsuz düzenleme serisinin bu yeni ürününde, sansür, erişim engelleme yoluna başvurulmadan, doğrudan hizmet sağlayıcılar üzerinden ve keyfi (yani hukuksuz) bir şekilde oluşturulan filtreler ile uygulanacak. Ne de olsa hükümetin ve BTK’nın ağzı, Youtube ve son Blogspot olayında çok yandı. Artık sansürü üfleyerek halletmek istiyorlar.


Bu belge hakkında sayfalarca yazılabilir. Özetleyelim: Öncelikle adı yanlış. Muzır kurulundan geçmiş filtreli internet ile “güvenli internet” kavramı arasında hiç bir ilişki yok. Burada sözkonusu olan “güvenli” değil “sınırlı” internet. Hizmet alanlar internet güvenliğine sahip olacaklarını zannetmesinler yani. Bu arada, nasıl olsa filtreli diye çocuğunu internette başı boş bırakan ebeveynler de hüsrana uğrayabilir. Çünkü bugüne kadar herhangi bir filtre sisteminin tam koruma sağladığı görülmedi. Karara göre, internet erişim sağlayıcılar, BTK’nın ahlak anlayışını yansıttığı filtrelerini aynen alıp (dilerlerse canlarının çektiğince genişletip) uygulayacaklar. “Türk aile profili”ne göre oluşturulan filtreleri kullanmak istemeyen kullanıcılar, bu “hizmeti” almamak için çaba göstermek ve kurum tarafından ahlaksız olarak fişlenmeyi göze almak zorunda kalacak. Bu filtrelerin sadece müstehcen içerikleri engelleyeceği konusunda hiç bir güvence yok. Dileyen hoşlanmadığı herhangi bir siyasi içeriği de buraya ekleyebilir. Filtreler “muhbir vatandaşları”ın fantezileriyle de dolup taşabilir.


Zamanında söylemiştim: “Türkiye Çapında Ağ”a (tww) gidiyoruz diye. Eh, dünyadan uzağa bir adım daha attık!


BThaber, 28 Mart - 3 Nisan 2011 / s:814

10 Haziran 2011

Sonunda siber-savaş ülkemizde de bir cephe açtı.


Wikileaks’e karşı ABD devletinin yanında yer alan ticari gruplara karşı başlattıkları saldırılarla ünlenen Anonymous dijital aktivist grubu, 22 Ağustos’ta yürürlüğe girmesi beklenen ve Türk internet kullanıcıları tarafından büyük tepkiyle karşılanan devlet eliyle filtre uygulamasını protesto etmek için, devlet kurumlarının sitelerine yönelik bir siber saldırı başlatacaklarını açıkladı. Saldırı, “DDoS Attack” (Distributed Denial of Service Attack) tekniği kullanılarak 9 Haziran 2011 saat 18:00’de başladı ve hala sürüyor. Hedef alınan http://www.tib.gov.tr zaman zaman kesintiler yaşadı. Bu saldırıların bir süre daha süreceği tahmin edilebilir.

Bu duyuru üzerine, ülkemizin aşırı sağa meyilli “devletsever” hacker’ları da Anonymous’a karşı bir saldırı başlattı. Bu tip hacker oluşumları ilginç aslında. Doğası gereği bilginin özgür dolaşımından yana olması gereken ve anarşist bir halet-i ruhiye sergileyen hacker camiasının bu kadar devletsever olması daha çok Türkiye’ye özgü bir durum (elbette böyle olmayan hacker’lar da var). “Burası Wikileaks değil, burası Türkiye” gibi eğlenceli çıkışlarla karşılaşıyoruz dünden beri ☺ Bu hacker’ların bazısı “lamer” tabir ettiğimiz kolay yolculardan oluşuyor. Bir kısmının da “derin devlet” bağlantılı oldukları yolunda söylentiler var. Bu söylentilerin gerçekliği hakkında bir fikrim yok.

Anonymous, Tunus’da, Mısır’da da bu tip operasyonlar düzenlemişti. Şimdi Suriye, Yemen ve Libya ile uğraşıyorlar. Türkiye bir diktatörlük değil, demokrasisi (hayli) sorunlu bir ülke. Dolayısıyla sansürle mücadele yönteminin böyle olup olmaması gerektiği konusunda ciddi kuşkularım var. Ben olaya daha çok bir olgu (fact) olarak bakıyorum. Diğer yandan, Tunus’da veya Mısır’da başarılı olmuş bir saldırının Türkiye’de aynı başarıyı sağlaması zor. Ülkenin resmi kurumsal IT güvenliği altyapısı daha sağlam ve otoritelerin elinde bu tip saldırıları etkisizleştirecek araçlar var. Dolayısıyla kurumsal sitelerde ancak kısa süreli kesintiler yaşarız.

Ama, Anonymous’un bir hacker grubu değil de dijital aktivizm yapısı gösteren bir oluşum olmasından hareketle, amaçlarının dünya gündemini Türkiye’de 22 Ağustos’tan itibaren harekete geçecek devlet eliyle sansür ve fişleme altyapısına odaklamak olduğu ve saldırının teknik başarısı ne olursa olsun şimdiden bunda başarılı oldukları söylenebilir. Ülkemiz zaten internet sansürcüsü ülkeler liginde başa güreşiyor ve bu gündem odaklamasıyla yerini perçinlemiş oldu.

Ama öte yandan, bu saldırının yöneticilerimizin zihin yapısında kökleşmiş bulunan internet korkusunu daha da derinleştireceği açık. Şimdi, “interneti devletler yönetsin” korosunun sesi daha yüksek çıkar herhalde.

İmkansızı istedikleri açık, bari gerçekçi olsalar!