Türkiye Ar-Ge ve inovasyon endekslerinde hep aşağılarda yer alıyor. Bu konuda bir politika zafiyetimiz olduğu açık. Kriz sonrası kalıcı rekabet avantajı yaratmanın tek yolunun inovasyon olduğunu düşünürsek, aklımızı başımıza toplamamızın zamanı geldi de geçiyor demektir.
R&D Magazin’in 2008 Küresel Ar-Ge raporuna göre, Türkiye Ar-Ge’nin GYSİH’ya oranı bakımından ülkeler sıralamasında 25. sırada yer alıyor. Bu oran 2006 yılı itibarıyla binde 7 düzeyindeydi. Yıllık Ar-Ge yatırımı 4.8 milyar dolar olan Türkiye'nin 10 sıra atlayarak ilk 15'e girebilmesi için bu tutarı 13 milyar dolara çıkarması, yani 4 kat artırması gerekiyor.
Türkiye’de Ar-Ge fonlaması içinde özel sektörün payı artarken devlet payı ise azalıyor. Raporun 2009 yılı için tahmini bu dağılımın yüzde 70 özel sektör, yüzde 29 ise devlet olarak gerçekleşeceği yönünde. Bu öngörü fazla iyimser. Halen Ar-Ge fonlamasında kamu sektörünün payı oldukça yüksek. Gerçi bu oran yılar içinde giderek azalırken özel sektörün payı artıyor ve bu sağlıklı bir gelişme. Öte yandan son yıllarda TÜBİTAK’a aktarılan fonların artmasıyla kamu sektörünün katkı payının yine ağırlaşmış olduğu tahmin edilebilir.
Ar-Ge harcamalarını gerçekleştiren kesimlerin dağılımına baktığımızda ise üniversitelerin ağırlıklı olduğunu, onu özel sektörün izlediğini ve kamunun harcama payının nispeten düşük kaldığını görüyoruz. Ar-Ge faaliyetlerinin ağırlıklı olarak üniversitelerde gerçekleşiyor olması, Ar-Ge’nin ticarileştirilmesi bakımından sorunlar olduğunun bir göstergesi olarak algılanmalı. Özel sektörün Ar-Ge yoğunluğundaki yetersizlik bir yandan bu faaliyetlerin yüksek maliyeti, öte yandan bilgiye erişimdeki güçlükler ve Ar-Ge elemanı yetersizliğiyle açıklanabilir.
Türkiye’de genel Ar-Ge harcamaları içinde BİT Arge’sinin payını ölçmek için yeterli veri bulunmuyor. 2008 OECD patent verilerine göre Türkiye’de BİT patentlerinin toplam patentlerin içindeki payı yüzde 10’un altında. Finlandiya, Singapur, Çin gibi ülkelerde bu oran yüzde 50’nin üzerinde seyrederken, AB25 ortalaması yüzde 30’lar civarında bulunuyor. Bu bağlamda tüm sektörlerde zaten yetersiz Ar-Ge yoğunluğuna sahip olan Türkiye, BİT Ar-Ge’si bakımından ortalamanın çok altında bulunuyor.
Dolayısıyla Pro Inno Europe’un 2008 Avrupa İnovasyon İlerleme Raporu’nda, Türkiye’nin sonuncu sırada olması şaşırtıcı değil. Raporun bu durumu Ar-Ge ve inovasyonla ilgili politika zafiyetlerine bağlaması ise uyarıcı. Kriz sonrası kalıcı rekabet avantajı yaratmanın tek yolunun inovasyon olduğu düşünülürse durumumuz pek parlak sayılmaz.
BThaber, s:710, 09-15 Mart 2009
16 Mart 2009
Oyunun Kuralı - Ar-Ge ve inovasyon karnemiz
02 Şubat 2009
Oyunun Kuralı - Kriz ve BİT Sektörü - 1
16 Temmuz 2008
Oyunun Kuralı - Nereye Türkiye?
Türkiye geriliyor ve kapanıyor. Başta sermaye olmak üzere tüm toplumsal aktörler artık rüştünü ispatlamak zorunda. Vesayetin reddinden başka yol yok. Ne kadar demokrasi, o kadar ekmek! Bürokratik "seçkinler" hariç herkes için!
Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi'nin Türkiye hakkında kabul ettiği son karar, AKP'nin kapatılması halinde 2004 yılında çıkarıldığımız "izleme sürecine" yeniden dönmemiz anlamına geliyor. Bu, fiilen AB üyeliğinin gündemden düşmesi kadar, Türkiye'nin seksenli yılların darbe koşullarına döndüğünün uluslararası ilanı da demek oluyor.
Son zamanlarda Dünya Bankası, OECD ve AB hattında gerçekleştirilen birçok çalışma da küme düştüğümüzü tescilliyor zaten. Dünya Bankası'nın 212 ülke ve bölgeye yönelik olarak açıkladığı "Dünya Yönetişim Göstergeleri"ne göre, Türkiye, 1996 ile 2007 arasında "hukukun üstünlüğü" ve "düzenleyici kurumların kalitesi", 2005 ile 2007 arasında da "siyasal istikrar" ve "ifade özgürlüğü ve hesap verebilirlik" alanlarında gerileme kaydetti. Eurostat ve OECD, Avrupa'daki 35 ülke için "satın alma gücü"ne göre 2007 GSYH geçici tahminlerini açıkladı. Türkiye AB 27 ortalaması 100 olan kişi başına milli gelir değeri üzerinden 42 kişi başına hacim endeksi ile 29'uncu sırada yer aldı. Yani geçen yıl hesap oyunlarıyla %35 artırılan kişi başına GSYH'mızın AB-27 ortalamasından %58 düşük olduğu ortaya çıktı! Genişbant, e-hazırlık, bilgi ekonomisi göstergelerine hiç girmeyelim de umudumuz tükenmesin. Türkiye geriliyor ve kapanıyor…
Kapatma davasıyla gündemimizi işgal eden anlayışın istediği tam da AB sürecinin bitmesi ve "biz bize" "eski güzel günlere dönüş" olabilir. Ama bu zihniyete şimdiye kadar utangaç destek vermiş bazı kesimlerin, özellikle de İstanbul sermayesinin bu gidişin kendi rekabetsiz, bol teşvikli güzel günlerine dönüş imkânı sağlamayacağını, tam tersine, ihracatın zayıflaması, yabancı yatırımın kaçması ve sıcak para akışının kesilmesinden en az "rakibi" Anadolu sermayesi kadar etkileneceğini anlamaya başladığını düşünüyorum. Eğer öyleyse, nihayet "burjuva sınıfı" olmaya hak kazanıp kazanamadıklarını, "reşit "olup olmadıklarını ve ne kadar güçlü olduklarını hep birlikte göreceğiz.
Ne kadar demokrasi, o kadar ekmek! Bürokratik "seçkinler" hariç herkes için!
BThaber, s:678, 7 - 13 Temmuz 2008
16 Ocak 2008
2007 kâbusundan uyanmak
2008'de de uyuşturucu hamaset edebiyatıyla kendi yağımızı yakarak kavrulmak istemiyorsak, yılın başında uyanmak fena olmaz!
2007 ülkemiz için kâbus gibi bir yıldı! Ekonomik ve sosyal kalkınma ivmesi bakımından tümüyle boşa geçirilmiş bir yıl. Büyüme, verimlilik, istihdam, yaşam kalitesi, eğitim, bilgi ekonomisi ve bilgi toplumuna geçiş gibi hayati konularda bırakın yerimizde saymayı, hatırı sayılır biçimde geriledik! Tamamen kendimizle didiştiğimiz, içimize kapanıp boğulduğumuz, insani, sosyal, ekonomik değerlerimizi birer birer kaybettiğimiz bir kâbus…
Birkaç uluslararası göstergeye bakmak içinde bulunduğumuz durumu özetleyip uyanmamızı sağlayabilir. OECD'nin 2007 Ekonomik Politika Reformları raporuna göre, işgücü maliyetini düşürme ve istihdamın korunması ile ilgili hukuki mevzuat konularında tek bir adım atmamışız. İlk ve orta öğrenim reformu konusunda son yapılanlar 2005 tarihli. Dünya Bankası Dünya Kalkınma Göstergeleri 2007 raporunda ilköğrenim kalitesi bakımından İran, Tanzanya, Burundi gibi ülkelerle birlikte en berbat performans gösterenler arasındayız. 2007 Dünya İnsani Kalkınma Endeksi'nde 84. sıraya geriledik. Önümüzde Ermenistan, arkamızda Surinam yer alıyor. Raporun OECD ülkeleri bölümünde bu skorla sonuncuyuz ve tek "orta halli kalkınma" performansına sahip ülkeyiz. Meksika da bizi sollayıp yüksek kalkınma performansı grubuna geçmiş. Haydi, biraz da iyi haber: Dünya Bankası 2007 Bilgi Ekonomisi Endeksi'nde 53. sıraya yükselmişiz. 1995'ten beri yedi sıra ilerlemişiz. UNESCO'nun 2007 E-Hazırlık Endeksi'nde de geçen yıla oranla üç sıra yükselip 42. sıraya çıkmışız. Ama ayrıntılı endekse baktığımızda bu yükselişin iş ortamı, iş dünyası ve tüketici adaptasyonu, sosyal ve kültürel çevre konularındaki artıştan kaynaklandığını görüyoruz. Altyapı, yasal ortam, hükümet politikaları ve vizyonu konularında yerimizde saymışız.
2007'de olan tek iyi şey seçim sonuçlarıyla halkın demokrasi iradesini ortaya koymasıydı. Ama seçilen hükümet bu iradenin hakkını veremedi. Tamam, statüko savaşarak geri çekiliyor, işiniz zor. Ama biraz daha cesaret lütfen… Daha fazla zaman kaybetmeye tahammülümüz yok! Kendimizden başka düşmanımız da yok! 2008'de de uyuşturucu hamaset edebiyatıyla kendi yağımızı yakarak kavrulmak istemiyorsak, yılın başında uyanmak fena olmaz! Yeni yılda biraz umut istiyoruz…
BThaber, s:652, 7 - 13 Ocak 2008